9 Temmuz 2009 Perşembe

İHH Tanzanya'nın yoksullarına umut oldu

İHH İnsani Yardım Vakfı Tanzanya'nın Zanzibar ve Pemba adalarında 225 aileye kumanya dağıttı. 750 kişiye iftar yemeği verdi. Ayrıca Kizimbani North-Unguja'da yeni Müslüman olan 50 aileye kumanya yardımı yapıldı. Yardımlar dağıtılırken yetim, yaşlı ve fakirlere öncelik verildi. Yardımı alan aileler, kendilerini unutmayan Türkiyeli kardeşlerine teşekkür ettiler. Müslümanların temsilcileri de yardımların sürekli olmasını temenni ettiler.
İHH Genel Başkanı Bülent Yıldırım ise yardım faaliyetiyle ilgili olarak yaptığı açıklamada, "Tanzanya halkı, yüzyıllarca köleliğin, sömürgeciliğin, ırkçılığın ve yoksulluğun acısıyla savrulmuş. Sömürge güçleri 1 vermişlerse 10 almışlar. Şimdi biz hiçbir karşılık beklemeden hayırsever halkımızın yardımlarını bu insanlara ulaştırıyoruz. İşte bu onları çok mutlu ediyor. Bu insanların, cami, okul, hastaneye ihtiyaçları var. Devletin oluşturduğu kurumlar bu noktada yetersiz kalıyor. Şimdiye kadar Tanzanya'da önemli yardım projeleri yürüttük. Ama daha yapılacak çok şey var" dedi.

Taylandlı gelin İslamiyet'i seçti

Taylandlı gelin İslamiyet'i seçti. Tayland vatandaşı Sırırat Manittayakul gönül verdiği Batmanlı genç Habip Öner ile evlendi.
Müslüman bir gençle evlenen Taylandlı gelin Sırırat Manittayakul kısa sürede İslamiyete gönül vererek kendi rızasıyla Müslüman oldu. Önceki dini Budizmin yerine İslamiyeti benimseyerek Müslüman olan Taylandlı gelin Sırırat müftülükte düzenlenen ihtida merasimi ile resmen Müslüman oldu ve Rabia adını aldı.
İhtida merasimi Sabri Işık tarafından okunan Kuranı Kerim ile başladı, okunan Kuranı Kerim'in mealini ise Vaize Halime Özdemir açıkladı.
Daha sonra İl Müftüsü İbrahim Öcüt eşliğinde Kelime-i Şahadet-i getiren ve Rabia adını alan Taylandlı geline ihtida belge ve Kuranı Kerim hediye edildi. Batman İl Müftülüğü'nde bu güne kadar İslamiyeti benimseyen ve Müslüman olan gayri müslimlerin sayısı 25 oldu.
Müftülükte düzenlenen ihtida merasiminde İl Müftüsü İbrahim Öcüt, İl Müftü Yardımcısı Mahmut Erin, din hizmetleri şefi Celalettin Binay Batman Ticaret ve Sanayi Odası Başkanı Mehmet Teymur hazır bulundu.
22.04.2008

Ukraynalı Anna neden Aylin oldu

Ukrayna'da öğrenim gördüğü üniversitede tanıştığı Türk genci Ersan Karaman ile İstanbul'da evlenen Ukrayna uyruklu Anna Golubova (23), Müslüman oldu.
Aydın'ın Nazilli ilçesinde müftülükte düzenlenen ihtida merasiminde Müslüman olan Golubova, “Aylin” adını aldı. Nazilli Müftüsü Halit Sezgin, yeni yılın ilk ihtida merasimini yaptıklarını belirterek, “Aylin” adını alan genç kadına Kur'an-ı Kerim ve dini kitaplar hediye etti.
Aylin Golubova, AA muhabirine, üniversitede tanıştığı Nazillili Ersan Karaman'a gönül verdikten sonra İslam dini hakkında bilgi edindiğini ve İslam dininde huzur bulduğunu belirtti.
Ersan Karaman ile İstanbul Büyükşehir Belediyesinde nikah kıydıklarını belirten Gulubova, 15 gün sonra mevlit okutarak düğün yapacaklarını bildirdi.
Ülkesinde Müslümanlığın yaygınlaşması için çaba harcayacağını ifade eden Gulubova, şunları söyledi:
“Ersan ile Tawria Üniversitesinde tanıştık. Ben bankacılık bölümünü bitirdim. Kendisi ise Rus Dili ve Edebiyatı Bölümü'nde 4'üncü sınıfta okuyor. Birlikteliğimizi evlenerek sürdürmeye karar verdik. Evlendikten sonra İslam dinine geçmeye karar verdim. Çünkü ben huzuru bu dinde buldum. Nazilli'ye gelerek Müslüman oldum. İnanın çok mutluyum. Eşim okulunu bitirdiğinde Nazilli'ye yerleşeceğiz.”
Ersan Karaman da Gulubova'ya Müslüman olması yönünde bir telkinde bulunmadığını belirterek, şöyle dedi:
“Kendisi ben söylemeden Müslüman olacağını söyledi. Çok sevindim. Nazilli'ye gelerek Müslüman oldu ve Aylin adını aldı. Şimdi Ukrayna'da okulumun bitmesini bekliyoruz. Okulumdan mezun olduğumda Nazilli'ye yerleşmeyi düşünüyoruz. Çünkü eşimde Nazilli'yi çok sevdi. Nazilli'de öğretmenlik yapmayı düşünüyorum.”
20.01.2008

Will Smith müslüman oldu.


Smith Türkiye'de, Siyah Giyen Adamlar, Bağımsızlık Günü, Devlet Düşmanı ve Vahşi Batı adlı filmleri ile tanınıyor.
Hollywood'un süperstarı Will Smith müslüman oldu. Will Smith'in, efsanevi boksör Muhammed Ali Klay'ın "İslam is Ali's religion of Choice" adlı kitabını okuduktan sonra İslamı kabul ettiği bildirildi. Kuzey Amerikalı Müslümanlar Birliği Başkanı Sofian Zakkut: "Muhammed Ali, bu ülkedeki müslümanlar için iyi bir örnek oldu. Will Smith'in de bundan sonra Muhammed Ali'nin görevini devam ettireceğini umuyorum" dedi. Bu arada Smith'in, New York ve Washington'da düzenlenen terörist saldırıların ardından da İslamı savunduğu kaydedildi.
Will Smith, 25 Eylül 1968 yılında Philadelphia'da doğdu. Smith aktörlüğe geçiş yapmadan önce, Reb müzikte de başarısını göstermişti. Smith, ilk kariyerine NBC televizyonunda "DJ Jazzy Jeff" ve "The Fresh Prince of Bel-Air" serileriyle başladı. Smith, daha sonra başrölde oynadığı, Six Degrees of Separation (1993), Bad Boys-Kötü çocuklar (1995), İndependence Day-Bağımsızlık günü (1996), Men In Black-Siyah Giyen Adamlar (1997), Just The Two Of Us-Sadece İkimizden Biri 1998, Enemy of the State-Devlet Düşmanı (1998), Wild Wild West-Vahşi Batı (1999) ve Legend of Bagger Vance (2000) filimleri ile Hoollywood'un zirve aktörleri arasına girdi. Men In Black adlı filmi 1997'de MTV ödüllerinin en iyi filim ödülüne layık görüldü. Smith yakında cıkacak, Ali ve Men İn Black 2 adlı iki filmiyle de isminden epey sözettireceğe benziyor. Rep müzikte de başarılı olan Will Smith'in, Big Willie Style 1997, Willenium 1999 ve Listen 2001 gibi bir çok albümü bulunmakta.

Ertuğrul'un gözyaşları


Bir Japon kızımızla, üniversite öğrencisi Ömer'in nikah töreni için her şey hazırdı. Yeni çiftler kumrular gibi nikâh masasına doğru süzüldüler. Şahitler de yerini aldı.
Yüzü tebessümden bir tülle örtülmüş gelin; önce kelime-i Şahadet getirerek Müslüman oldu. Sonra nikâhları kıyıldı. Güzel gelin etrafına ışıltılar saçıyordu.
O anda birbirini seven iki insan için evlilik kadar değerli bir şey olmadığını anladım. Mütevazı fakat neşe dolu bir andı. Mutluluk, insana haz veren tatlı bir meltem gibi gezinmeye başladı salonun içerisinde. Yeryüzünde Allah'ı anan mü'min topluluklarını arayan usta gezgin melekler sanki o an oradaydılar.
Güzel geline “eşinden istediğin bir şey var mı?” diye sorduklarında; “O daha bir öğrenci bir şey istemiyorum ama kalbim çok yalnızlık çekti beni hiç yalnız bırakmamasını istiyorum”dedi. Sonradan anne ve babası ayrı yaşayan , kendi ayakları üzerinde durmağa çalışan zavallı kızcağızın, çok yalnızlık çektiğini öğreniyoruz.
* * *
* * *
Mart ayının ilk günleriydi. Uzak Doğu'nun, Türk dostu ülkesi Japonya'ya ilk defa gidiyordum.
Günler bahara iyice yaslanmıştı. Kışla baharın süngü süngüye kavgasının galibi yine bahardı.
Japonya'da hızlı trenler yine her beş dakikada bir hareket ediyor, kuzeyden güneye, güneyden kuzeye dev kobralar gibi kıvrılarak rayların üzerinde akıyorlardı. Saatteki hızı 300 km'yi geçen bu trenlerle Uzak Doğu'nun bu gizemli ülkesinde ıraklar yakındı.
Japonlar zarif insanlardı. Kaldığımız beş gün boyunca; sokakta kavga değil yüksek sesle konuşan insanlara bile rastlamadık. Apartmanların önünde kaldırımlarda bisikletlerin kilitsiz bırakıldığını görünce; “ peki bunları çalmıyorlar mı?” diye gayr-i ihtiyari sorduk. Aldığımız cevap şaşırtıcıydı. “Sarhoşlar dışında kimse bunlara dokunmaz. Onlarda bir yerde bırakırlar ve belediye sahibine ulaştırır”
Gece 24.00 sularında son hızlı trenden inen yolcuları görevlilerin karşılayışı ve uğurlayışı görülmeğe değerdi. Ağustos böceklerinin koro halindeki sesleri gibi hep bir ağızdan “hoş geldiniz, iyi geceler” sözleri bir birine karışıyor, tatlı bir musiki gibi etrafa yayılıyordu.
Hava bulutsuz ve alabildiğine berraktı. Tatlı bir rüzgar Okyanustan doğru Ertuğrul Gemisi'nde can veren leventlerin acı çığlıklarını taşıyordu.
Japonlarla bir asrı aşkın ilk diyaloğumuz acı başlamıştı.
1889'un bir temmuz günü başlamıştı talihsiz yolculuk.
Öğle saatlerinde Haliç'teki coşkulu bir kalabalık uğurlar yolcuları.. Bayraklarla donatılmış geminin güvertesinde toplanmıştır askerler, mızıkalar 'Ey Gazi'yi çalmaktadır.. Yelkenleri açılmamış gemi, çarkını işleterek yürümeye başladı.
'Besmeleyle Ertuğrul'um demir aldı
Hep ahâlî sahillerde bakakaldı
Çoluğun çocuğun feryadı arşa vardı
Hak selâmet versin şanlı Ertuğrul'a.
Üç direkli fırkateyndir gemimiz
Kimimiz, bekârız, evlidir kimimiz
nağmeleri İstanbul'un her köşesine yayılıyordu. Geminin Sarayburnu'ndan kıvrılarak gözden kaybolmasıyla bu sevinç yerini, hüzne ve hıçkırıklara bırakmıştı. Ertuğrul mürettebatı sevdiklerinden ayrılmış olmanın hüznüne rağmen, Asya'daki Müslüman kardeşlerini görecek olmanın ve onlara halifenin selâmını götürmenin heyecanıyla doluydu.
Aylar süren uzun ve yorucu yolculuktan sonra, Japon imparatoruna Padişahın mektubu ve hediyeleri verilmiş, temaslar tamamlanmıştır.
1890 yılının Mart Ayı…
Ertuğrul Gemisi dönüş yolundadır.
Büyük Okyanus'taki tayfunlardan biri üç gündür gemicilerin deyimiyle çoluğunu çocuğunu, torununu, torbasını alıp gelmişti. Şiddetli bir sağanak, bardaktan değil, kovadan boşalmaktadır. Uğultusu bir türlü dinmeyen korkunç bir rüzgâr, hava karardıktan sonra daha da güçlenerek denizi karayı birbirine katmaktadır.
Tayfunun önüne kattığı ağır dalgalar fenerin hemen altındaki kayalıklarda karanlığın içinde patlayan top mermileri gibi gümbürdemektedir.
Olup biten bütün bu kıyamete, suskun bir tanık vardır. Kashinozaki Deniz Feneri. Dünyadaki bütün fenerler gibi, sadece karanlığı belirli aralıklarla delip geçen bir ışıktır tek sözü. Biçer geçer ışığı kapkara geceyi, tayfunu, rüzgârın uğultusunu…
"Ertuğrul" gemisi Kashinozaki kayalıklarında parçalanarak Japon Denizi'nin sularına gömülür, 601 kişi olan mürettebattan 30'unun bazıları tanınmaz hale gelmiş cesetleri yöredeki balıkçılar tarafından o kıyamette aranır, bulunur ve fenere yakın Oshima yakınlarında bir yere gömülür. 502 kişi hâlâ o denizin koynunda sonsuz uykularındadır.
O geceki kıyamette her nasılsa kayalıklara ağır yaralı olarak ulaşabilen ve tırmanarak bir ölüm kalım savaşı içinde fenerin olduğu tepeye ulaşabilen 69 kişi Kobe'deki donanma hastanesinde üç ay özenle tedavi gördükten sonra Japon hükümeti bu kazazede denizcileri İstanbul'a ulaştırır.
"Ertuğrul faciası" belleklerin bu zafiyeti içinde çoktan unutulmuştur ama o korkunç gecede kayalıklarda paramparça olmuş cesetleri toplayan Oshima Köylülerinin torunları her beş yılda bir o şehit denizcilerimiz için hâlâ anma törenleri düzenlemektedirler.
Japon Sakura (Kiraz Ağacı) Vakfı' nın hediye ettiği 587 kiraz ağacı, Nezahat Gökyiğit Botanik bahçesinde toprakla buluşur.
Kiraz ağaçları Japon kültüründe aşkı ve tutkulu sevgiyi simgelemesinin yanı sıra baharı, tazeliği ve yenilenmeyi müjdelemektedir.
Genellikle bu törenlerde, nedendir bilinmez, hep yağmur yağarmış ve bu yağmura Japonlar "Ertuğrul'un gözyaşı yağmuru" diyorlarmış. O gün de yağmur çiseliyordu.
"Ertuğrul" ile birbirini çağrıştıran Kashinozaki Feneri'nin hemen yanı başındaki köy halkı olayın şarkısını bile yapmışlar.
Bu acı olaydan tam yüz yıl sonra “Önden Giden Atlılar”ın ayak sesleri duyulmaya başlamış samurayların ülkesinde. Uzak Doğu'nun bu en uzak ülkesinde hızlı trenlerden daha süratli koşan bu ışık süvarilerini görmek için bir gurup arkadaşla düştük yollara.
Japonya'da hızlı trenler yine her beş dakikada bir hareket ediyor, kuzeyden güneye, güneyden kuzeye dev kobralar gibi kıvrılarak rayların üzerinde akıyorlardı.
Şirin şehir Okayama'dayız….
Halkevi'nin son derece mütevazi odasındaki masalar; Türk kadınlarının evlerinde yaptıkları yemekler, pastalar, börekler ve çiçeklerle özenle bezenmişti.
Bir Japon kızımızla, üniversite öğrencisi Ömer'in nikâh töreni için her şey hazırdı. Yeni çiftler kumrular gibi nikâh masasına doğru süzüldüler.
Yüzü tebessümden bir tülle örtülmüş gelin; önce kelime-i Şahadet getirerek Müslüman oldu. Sonra nikâhları kıyıldı. Güzel gelin etrafına ışıltılar saçıyordu.
O anda birbirini seven iki insan için evlilik kadar değerli bir şey olmadığını anladım. Mütevazı fakat neşe dolu bir andı. Mutluluk, insana haz veren tatlı bir meltem gibi gezinmeye başladı salonun içerisinde. Yeryüzünde Allah'ı anan mü'min topluluklarını arayan usta gezgin melekler sanki o an oradaydılar.
Bir ara dışarı çıkan bir delikanlı dışarıda on saniye kadar yağmur çiselediğini sonra bir anda kesildiğini anlatırken hala heyecanı kabarıyordu. Dışarı çıktığımızda, yerde fark edilmese de, arabaların üzerinde iri iri gözyaşları gibi duruyordu damlalar
İnce ve zarif gelinin bahtına yağmıştır, yağmur.
Şehitlikte ne zaman bir Türk görse, hep ağlarmış bulutlar.
“Ertuğrul'un gözyaşları yağmuru” diyor Japonlar.
Harun Tokak
yenisafak
30 Mart 2008 Pazar

1 Temmuz 2009 Çarşamba

CATHERİNE DELORME

(Sicilyalı) Sicilyalı heykeltraş bir babanın çocuğu olarak 1901'de doğdu.Çocukluğu Cezayir'de geçti.1.Dünya Savaşı sırasında Fransız bir doktorla evlendi.Eşinin tayini üzerine Tunus'a gitti.Müslüman olduktan sonra Hidayetullah ismini aldı. Tunus'ta iken İslamiyete duyduğum alakadan dolayı müslüman ailelerle yakınlık kurdum.Fakat İslamiyetle ilgili sorduklarıma tatminkar cevaplar alamadım.Birgün dostluk yaptığım fakir müslüman bir ailenin kızı bana islami kadın kıyafeti giydirdi.Aynaya baktım,kıyafetimi çok beğendim.O gece rüyamda Kabe'ye gittiğimi gördüm.Rüyamı tabir eden müslüman hanım;"Bir gün mutlaka hacca gideceksin"dedi. Birgün küçük bir sokaktaki mütevazi dükkanında,sanki bu dünyaya ait biri değilmiş gibi duran,derin bir düşünceyle huzur bulmuş nur yüzlü bir zat gördüm.Başındaki beyaz takkesiyle siyah sakalı hoş bir görüntü teşkil eden bu adam,kapalı gözleriyle ve elindeki tesbihiyle bana değişik geldi.Sanki tanıdık bir simaydı.Gözlerimi ondan ayıramıyordum.Bakışımı hissetmiş gibi gözlerini açarak tatlı bir tebessümle yaklaşmamı işaret etti.Oturmam için bir sandalye gösterdi ve;"Sana verebileceğim bir şey var mı?"diye sordu.Ondan elindeki tesbihi ve okuduğu duayı öğretmesini istedim.O zat şaşkın halde;"Tesbihi memnuniyetle veririm ama duayı neden istiyorsun?"deyince,"Evet ama senin yaptığın duayı benim de yapmama engel değil ki..Senin Rabbin benim de Rabbim değil mi?"dedim.O da;"Doğru.Fakat bu zikir müslümanların temel inancıdır.Allah başka bütün ilahları reddeder."La ilahe illallah"şehadetin 1.kısmıdır.Kalbden söylendiğinde İslamiyete girilmiş olunur."dedi.Bunun üzerine ben;"Şu halde diyebilirim ki,ben her zaman müslümanmışım.Çünkü daima tek Allah'a inandım."dedim.O zat devamla;"Şehadetin 2.kısmı yalnız İslama mahsustur.O da ;"Muhammed(s.a.v) Allah'ın Resulüdür.Hz.Muhammed'in peygamberliğine inanmak,Allah'ın birliğine inanmayı gerektirir.Bu zikri 2 kısmıyla birlikte,istersen öğretebilirim."dedi."Tek Allah'a nasıl inanıyorsam,O'nun peygamberlerine ve Hz.Muhammed'in onlardan biri olduğuna inanıyorum."dedim. Daha sonra o zat bana abdestve guslün şartlarını öğretti.Telaffuzunu öğrettiği zikri 300.000 kere çekmemi söyleyerek tesbihini verdi.Bu görevi ancak 3 ayda tamamladım.Sonra o nur yüzlü zatın yanına gittim.Tesbihini alıp,dualar okuyarak kokular sürdü ve bana geri vererek;"Bugün güzelce abdest alarak yat ve bu tesbiği yastığının altına koy,bir rüya göreceksin ve ben tabir edeceğim."dedi. O gece rüyamda,cami gibi bir yerde Peygamberimizi gördüm.Ben perişan,aç,sefil bir vaziyetteydim.Beni elini uzatıp yanına çağırdı.Yanına gidince birden değiştim.Şahane,pırıl pırıl bir elbiseye bürünmüştüm.O'nun kalbime telkin ettiği fikirle,benim pek az görülen bir lütfa mazhar olduğumu anladım.Ertesi gün o zatın dükkanına gidip,rüyamı anlattım.Zatın gözlerinden yaşlar boşandı.Heyecandan güçlükle konuşarak,"Biz atadan müslümanız.Gençliğimden beri bu zikre devam ediyorum.Fakat bir türlü tamamlayamıyorum.Hep yeniden başlıyorum.Dünyada herşeyden çok Resulullah'ı görmek istiyorum.Bu lütfa henüz nail olamadım.Sen bir yabancıyken ve dinimiz hakkında hiç birşey bilmezken bu lütfa mazhar oldun."dedi. Bir süre sonra üstüme başıma özen göstermediğimden dolayı beyim"Yeter artık,tanrınla benim aramda bir tercih yapmalısın!"deyince çok üzüldüm.Dini bilgimi,eşime farkettirmeden arttırmaya devam ettim.1950'de Fas'tayken kadıya giderek resmen müslüman olmak istediğimi bildirdim.Kadı İslam hakkında bilmem gerekenleri bildirdi.Fakat bana resmi bir belge vermekten kaçındı.Zira o zaman Fas,Fransız himayesindeydi ve ben Fransız askeri doktorunun dul eşiydim.Hacca gidebilmek ve ölünce müslüman mezarlığına gömülmek için resmi belgeyi almayı arzuluyordum.Bu isteğime kavuştum.1951 senesinde Müslümanlığımı resmen tescil ettirdiğim sırada Fransız sömürge idaresi beni sorgulamadan geçirdi ve niçin müslüman olduğumu sordu.Ben de;"20 seneden beri islam dinine girmek istiyordum.O tarihten beri çeşitli dinler üzerinde çok ciddi araştırmalar yaparak bu karara vardım.Uzun süre çeşitli engeller sebebiyle kararımı tatbik edemedim.Hem islam dinine inanıp,hem de ibadetlerini yaparken hala hristiyan sıfatını taşımak ikiyüzlülük olurdu.İslamı,ruhi ihtiyaçlarıma daha uygun buluyorum."Aradıklarımı,daha önce mensubu olduğum dinde bulamadım."

Taliban`a esir düşen bayan gazeteci Müslüman oldu

İngiliz BBC radyosu Taliban `a esir düşen İngiliz kadın gazeteci Yvonne Ridley`in İslam dinini seçtiğini belirtti. Afganistan`daki Taliban rejimi sürerken ele geçirilen ve uzun süre boyunca Taliban`ın elinde bulunup daha sonra serbest bırakılan Ridley, Kur`an üzerine yaptığı araştırmalar sonucu Müslümanlığı seçtiğini bildirdi. Taliban`ın kendisine İslam`ı kabul etmesi için İslam`ı anlattığını belirten Ridley, kendisinin onlara serbest bırakıldıktan sonra İslam`ı araştıracağını ve uygun bulursa kabul edeceğini söylediğini kaydetti. Sunday Express gazetesinde çalışan 44 yaşındaki Ridley, Taliban tarafından serbest bırakıldıktan sonra Afganistan macerasını ve tutukluluk dönemini `In the hands of the Taliban` (Taliban`ın elinde) adıyla yayımlamıştı. Ridley kitabta, `Tutaklandığım süre içinde Amerika ve İngiliz basınında savaş taraftarı propaganda amacına yönelik olarak çirkin bir şekilde kullanıldım. Manşetlerinde bana onlarca Taliban askerinin tecavüz ettigi şeklinde hiç bir dayanağı olmayan iftiralara yer verdiler. Bu tür propaganda amaçlı çirkin iftiralar 70`li yıllarda Vietnam savaşında da yaşanmıştı` dedi
2002-08-03 Yeni Şafak